Blog

PANİK ATAK

blog post

PANİK ATAK

   Psikoterapinin kişi üzerinde faydalı olmasını sağlayan en önemli etken, terapist ve danışan arasında kurulan bağdır. Psikoterapist ve danışan arasında oluşan bu bağ; danışanın sorunlarının çözümüne ve daha kaliteli bir hayat yaşamasına yönelik; insani, güven temelli, iş birliği ve uyuma dayalı bir ilişki sürecidir. Psikoterapinin amacı; kişinin duygusal, düşünsel ve davranışsal dünyasında uyum, huzur ve denge ile iyilik hali geliştirmesini sağlamaktır.

   Panik atak; endişe, korku, ölüm korkusu gibi sıkıntı duygularını içinde bulunduran nöbetler şeklinde ortaya çıkan bir psikolojik rahatsızlıktır. Kişi ani bir nöbette yoğun korku yaşar. Öleceğini, kalbinde bir sorun olduğunu, kalp krizi geçireceğini düşünür. Kişi yalnız kalmak istemez ve birinin yanında kendini daha güvende hisseder.

   Tedavi için ilaç tedavisi yanında kişi psikoterapi sürecine girmelidir. Panik atak teşhisi konmadan önce muayene ve testler yapılıp kalp-damar ya da solunum rahatsızlığı olup olmadığı araştırılmalıdır. Teşhis ancak fiziksel bir etken olmadığı anlaşıldığı durumda bir psikiyatrist tarafından konulabilir.

   Psikoterapi ile amacımız; kişinin olumsuz düşünce ve davranış biçimlerinin değiştirilmesini ve hastalıkla mücadele etmesi için daha aktif olmasını, tamamen zararsız bu belirtilerle korkmadan başa çıkmasını öğrenebilmesini sağlamaktır. Panik atak yaşayan kişiye, bu atakları başladığında kullanabileceği bir takım gevşeme ve rahatlama egzersizlerini uygulama becerisi kazandırılmaya çalışılır. Bu egzersizlerde doğru nefes tekniğini kullanmak oldukça önemlidir. Psikoterapist danışana panik atak döngüsünü anlatarak doğru nefes alma ve gevşeme egzersizleri ile bu kaygı verici durumla başa çıkma yöntemlerini öğretir ve kişinin rahatlamasını sağlar.

   Psikoterapist ve danışan arasında oluşan bağ ve güven duygusu da bu öğrenme sürecini hızlandırır. Uyguladığımız terapi yöntemini kısaca tanımlayacak olursak; duygusal, ruhsal bir eğitim ve gelişim sürecidir diyebiliriz. Bu gelişim sürecinde kişi kendini tanır, duygularını olduğu gibi hisseder ve bu farkındalık ile yaşamaya başlar. Bu da yaşam kalitesini arttırır.

 

H.Mert ÖZAYDIN

Psikolog