Blog

KENDİNE GÜVEN!

blog post

GÜVEN

   Görüyorum ki, yine bir telaş bir huzursuzluk bir oturduğun sandalyeye sığamamazlık hali içerisindesin. Hiç arkana yaslanmayı denedin mi? Az önce sana bakıp, durmadan sallanan bacağının yaydığı stresten korkarak tekrar annesinin eline sarılıp yoluna devam eden sarışın, kıvırcık saçlı kız çocuğunu farketmeyi denedin mi hiç? Aradığın nedir? Bulmayı, ulaşmayı denediğin o an, o nefes nedir? Düşünmedik belki gerçekten. Sadece hayatın akışında bulduk kendimizi. Yıllar sonra dönüp bakılan çocukluk fotoğraflarında,  videolarda gördüğümüz şey hep ‘huzur’ olur. Ne kadar masum değil mi o karedeki çocuk. Düşündüğü tek şey keşfedebilmek, tanıyabilmek hayatı. Bunun için cesareti de var üstelik. Bu cesaretin altında yatan şeyin sadece, korktuğunda sarılabildiği annesinin ya da babasının eli olduğunu yıllar sonra fark edebilmiştir ancak.

   Şimdilerde de öyle değil midir? Sırtımızı yaslayabileceğimiz, yanında derin bir nefes alıp gülümseyebileceğimiz biri olduğunda daha bir yürekli, daha bir istekli buluruz kendimizi. Bambaşka bir duygudur o. Sanki güven hissettiğiniz kişiyle beraberken; dünyada hiçbir insan ölmüyor, hiçbir hırsız insanları gasp etme planları kurmuyor, her yer daha bir aydınlık daha yaşanabilir geliyor gözüne. Aradığımız hedefimize ulaşabilmek için elimizi tutacak, elini tutabileceğiniz birini ararsınız o çetrefilli yolda yürümek için. Hayat zordur. Yürünen yolda çok fazla tümsek çok fazla patika yol mevcuttur. O yola tek başına girmek de deliliktir belki. Hayat, o yalnız yürüyen kişileri kestirmiştir gözüne. En zayıf yolları, en yıkık köprüleri sunar ona; ağına düşürüp yoldan geri dönmesini sağlamak için. Çok fazla edebiyat parçalamayı sevmem o yüzden dolandırmadan söyleyeyim; var olabilmek için, var olmayı istemek için size hayatı anlamlı kılacak birinin olması gerekir yanınızda. Bu kişi sizin için kan kardeşiniz olabilir, aynanız olabilir, yeni doğan çocuğunuz olabilir, sevgiliniz, aşkınız olabilir, anne-babanız olabilir. Hepsi birden olabilirse ne ala. Fakat polyannacılığı bırakacak olursak, herkesin hayal kırıklıkları, akmaya fırsat bulamamış gözyaşları, elinden kayıp giden hayatları vardır. Bu gibi durumlarda soluğu genelde ebeveynlerde, eski dostlarda, eski sevgililerde, hiçbiri yoksa bardaki en ücra sandalyede kadehinize bakarken bulursunuz kendinizi. O anki arayışın anateması “güven” dir.  ‘Neden?’lerle başlayan sorular döner durur kafanızda. Her sorunun cevabını ararken monotonlaşmış hayatın içinde bulursunuz kendinizi. ‘Keşke!’ ler takip eder o curcunayı. İnsanlara tekrar nasıl güveneceğinizi, inanacağınızı sorgularsınız durmadan. “Bu işte nasıl başarısız olurum?”, “En iyi dostum bana bunu nasıl yapar?” Eğer yanınızda bir hayat  arkadaşınız mevcut değilse bu sorular sizi yerden yere vurur. Ayağa kalkmaya ne haliniz ne de cesaretiniz olur.

   Konumuza dönecek olursak; size hayatı anlamlı kılan o tek bir kişiyi ya da kişileri çevrenizde tutmayı başarabilmişseniz eğer bu hayal kırıklıkları, bu cevapsız kalan sorular, sizin gözünüzde bir anda yıkıntıdan tecrübeye dönüşüverir. Bir sonraki adımınızda size neyi yapmayacağınızı öğreten bir ders haline gelir.

   Hayat fırsatlarla dolu değildir. Önünüzdeki her kapının sadece bir tarafında kapı kolu vardır. Çıktığınız kapıdan tekrar giremeyeceğiniz gibi; girdiğiniz kapıdan da tekrar çıkma şansınız olmayabilir. Bu sebeple, o aradığımız kişiyi bulmaya çalışırken etrafımızdaki kapılar arasından iyi seçim ya da seçimler yaparak tecrübe edinmeyi bilmemiz gerek. Şu an yazarken bile birşeyler öğrendiğimi hissediyorum. Umarım bu hissiyat senin için de geçerlidir. Bazen çok yakın hissederken bile aslında çok uzak olduğunun, olabileceğinin ihtimalini düşünmeyi öğretir bize hayat. Acı tecrübelerden biridir bu da. Cebindeki son bozuklukla aldığın yemeğini paylaştığın kişi, seni sırtından vurmayı gaye edinmiş olabilir. Kişisel hırslarında kaybolmuş birçok kişi tanıtır hayat bize. Bu kimseler gelip geçicidir. Yolumuzun üzerindeki yön gösteren tabelalardır onlar. Siz olsanızda olmasanızda onlar hep varlar, sizi yok edebilmek için, içinizde kalan temiz duyguları yok edebilmek için hep bekliyor olacaklar onlar. Ne acı. Onlardan hafif yaralarla sıyrılabilmeyi öğretir hayat bize. Onların yanında kalıp duyguları, iyi niyetleri köreltmeyi de öğretir, seçenek de sunar hayat. Her zaman toz pembe düşünmek iyi değildir. Bunların farkında olarak yere sağlam basabiliyor olmak, bunların farkında olarak ellerimi açıp, hayata sarılıp, gülebilmektir var olma sebebim.

   Güvenebilmek çift yönlü birşeydir. Güvenmeyeceğin kişiyi bilebilmek de bir güvencedir. Fark etmemiş olamazsınz; yolda yürürken kaşları çatık, topuklarını yere vura vura yürüyen insanları, trafikte sadece karşıdan karşıya geçmek isteyen yayaya camdan bağırarak hakaret eden o kimseyi. Kendini güvende hissetmeyen biri olun şimdi. Nasıl hissedersiniz? Karanlık bir ormanda düşünün, etrafta da onlarca yırtıcı olsun tehlike arz eden. Nasıl hissediyorsunuz? Gergin, telaşlı, ellerinde soğuk terler oluşan, en ufak çıtırtıya kafasını çeviren, oradan çıkmak için koşan, bağıran, koluna çarpan çam ağacının dalından korkan ve ona reflekse vurmaya çalışan, tam panik halde biri canlandı benim gözümde. Bu kişi ile trafikte dehşet saçan o kimse arasında benzer olmayan ne var bana söyleyebilir misiniz? Hiçbirşey! İnsanlar kendini güvende hissetmediğinde, tutacağı sıcak bir el olmadığında, kafasını yaslayacak rahat bir omuz olmadığında işte böyle saldırganlaşır. Şimdi tekrar bakın onların gözlerinin içine. Aslında çok da haksız değiller. Yalnızlıklarının faturasını tüm insanlığa kesmişlerdir. Masumiyetlerini, çaresizliklerini ve “bana yardım edin” haykırışlarını duyun, görün. Güven ihtiyacı, güvensiz hissetme duygusu, insanları nasıl noktalara taşıyabiliyormuş fark edin. Ve siz, sizin olanı kaybetmeyin. Kaybetmemek için önce merak edin, sonra arayın, bulmak için çaba sarfedin. Sizin olan. Sizin içinizde olan sizden bahsediyorum. O karanlık ormanda sonsuza kadar koşamazsınız, yorulup yığılır kalırsınız bir kuytuda. Kurtarılmayı beklersiniz yaralı şekilde ve nedir biliyor musunuz, en acısı da kimse elinde meşaleyle çıkıp sizi kurtarmaya gelmez.

   Şimdi uyumak ve uyandığınızda daha net bir pencereden, kendinizden ve ne istediğinizden emin gözlerle bakabilmeyi dileyin. “Sana el uzatacak, yorulduğunda dinlendirecek, kazandığında kutlayacak, kaybettiğinde sana kızacak, ağladığında gözyaşını silip, kahkahana eşlik edecek; kısacası sana sonsuz güvenebilecek ve senin gözünü kırpmadan güvenebileceğin tek kişinin aynada gördüğünden başkası olmadığını bilerek uyanmayı dileyin şimdi.” Hayat sizinle olsun. Güvenebilmenin varlığını size hissettirsin. 

 

H.Mert ÖZAYDIN

Psikolog