Blog

İTTAT ETME DAVRANIŞI VE PSİKOLOJİSİ

blog post

"İTAAT" İN PSİKOLOJİK NEDENLERİ

   Tarih boyunca doğanın kanunu gereği güçsüz olan güçlü olanın boyundurluğu altında olmak zorunda kalmıştır. Hayata karşı koyabilmenin önemli bir tekniği de budur. Günümüzde insan artık sorumluluk almak yerine mevcut olan sisteme ayak uydurmayı yeğlemektedir. Çünkü varolan sisteme karşı gelmek ya da ona alternatif oluşturmaya çalışmak kolay bir iş değildir ve ciddi bir sorumluluk da gerektirmektedir. Bu nedenle genel olarak kollektif bilinçdışımızdaki öğretilerimiz de varolan sisteme ayak uydurmak yönünde olmuştur. Sistem olarak tanımladığımız kelime bizi kaosa sürüklememeli. Sistemi gündelik hayatın birçok alanında gözlemleyebilmek mümkündür. Grup içinde domine olan bir arkadaşın grubu yönlendirebilmesi onun kendine ait kişisel “liderlik” özelliğinden kaynaklandığı gibi büyük ölçüde de grup içindeki diğer bireylerin bir lidere itaat etme güdüsünden de kaynaklanmaktadır. Lider vasfındaki kişiler grubun geneline oranla genellikle azınlıktır. Peki liderlerin grup üzerinde – ikili iletişimde de geçerlidir- uyguladığı ve grubun da sistematik bir şekilde ayak uydurduğu “boyun eğdirme” eylemi nasıl gerçekleşir?

   Kişi kendi istemediği hâlde başkaları istiyor diye bir davranışta bulunuyorsa, buna "itaat" (boyun eğme) denir. İnsan, yapısı gereği, içerisinde yaşadığı ortamda hakim olan değer yargılarını (ve bu değer yargıları doğrultusunda oluşmuş olan normları) çoğu zaman farkında dahi olmadan veri kabul eder. İtaat başkasının, isteğine uyarak o yönde davranmaktır. Kişinin kendi isteğiyle gönüllü olarak başkaları gibi davranmasına "uyma" denir. Tanımlardan da anlaşılacağı gibi boyun eğdirme eylemi, boyun eğen kısım için bir yaptırım niteliği taşımaktadır. Burada insan egosunun her ne koşulda olursa olsun kendini gerçekleştirme arzusu ile ilgili bir paradoks ortaya çıkmaktadır. Nasıl olur da insan kendi arzu ve isteklerini bir başkasının yaptırımı ile erteler ya da ortadan kaldırır? Hiyerarşik yapı gereksinimi, gruba dahil olma ihtiyacı, sorumluluktan kaçınma, cezalandırılma ve kaybetme korkusu, güçlünün yanında durarak ikincil kazanç elde etmek ve toplumsal öğretiler gibi maddeler ile bu soruya cevap vermek mümkün olacaktır.

    İnsan doğduğu an itaat etmek zorundadır. Çünkü savunmasızdır ve ihtiyaç halindedir. Bu durumdaki bir bireyin herhangi bir karşıt durum geliştirmesi olanaksızdır. İhtiyaç halindeki birey kendi bireysel tatmini için ona uysun veya uymasın  bireysel faktörleri bir kenara bırakarak itaat etme eğilimindedir. Maslow’ un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki gibi en alt basamakta yer alan barınma ve beslenme gibi temel ihtiyaçları karşılanmamış olan insanlar herhangi bir dünya görüşüne karşı koyabilecek ya da ona alternatif oluşturabilecek kapasiteye henüz ulaşmamıştır. İhtiyaç halindeki birey itaate en yatkın olan bireydir. Yeni doğmuş bir bebek için tasarladığımız örneği, yetişkin birey için uyarlamak pek de zor olmayacaktır. Yetişkin hale gelen birey de ihtiyaçlarını karşılamak için kaynak neredeyse ona yakın duracak ve kendisine yöneltilen istekleri sorgusuz bir şekilde kabul ederek eyleme geçecektir. Bu maddeden çıkartılabilecek sonuç; itaat ettirmek için karşımızdaki birey ya da toplum kaynak arayışı içinde olmalıdır. Günümüz dünyasında en güçlü otoriteler, halkına pastadan en küçük payı veren otoriteler olma özelliğini hala korumaktadırlar.

   İtaat etmenin sistematiğinin büyük bölümünü kapsayan bir örnek verdik. İnsanın ihtiyaçlarını gidermek için otoriter yapıya itaat etme zorunluluğu sonrasında; gruba dahil olma ihtiyacı için de itaat gerekli durumdadır. Piramidin en altındaki ihtiyaçlar doyurulduğunda insan tam olarak doyuma ulaşmış değildir,   –insanın tam anlamıyla doyuma ulaşması mümkün müdür ayrı bir soru işareti – barınma ve kaynak ihtiyacı giderildikten sonra sırada sosyal olmak, bir gruba dahil olmak, güç kazanmak, aile olmak ve üremek vardır. Eğer varolan sistemin dışına itilirseniz yaşam size yalnızlığı beraberinde ödül olarak sunacaktır. İnsan yalnız olmak istemeyeceğinden sisteme tekrar ayak uydurma davranışı gösterir ve itaat eder. 

   Sistemler hep vardı ve hep de var olacak gibi görünüyorlar. Burada yapabileceğimiz en sağlıklı davranış salt eleştiri yerine üretim, pasif bir kişiliktense aktif bir yapı ve son olarak da kendi duygu ve düşüncelerimize kulak vermek, onları hissedebilmek, fark etmek ve dile getirmek olacaktır. Unutulmamalıdır ki sistem bir parçalar bütünüdür ve şu an nefes alan her birey sistemin parçasıdır. Sistem parçalarından biri doğru(!) çalışmaz ise sistemin diğer parçaları da işlevlerini yitirecektir. Fakat fiziki şartlar tüm insanlar için yeterli koşullarda olmadığından dolayı itaat etme davranışı da sistemler olduğu müddetçe var olacaktır. Diğer bir itaat etme durumu ise cezalandırılma ve kaybetme korkuları ile ortaya çıkmaktadır. Çocukluktan itibaren genel yapı itibari ile otoriter ebeveynlerin yetiştirdiği bir toplumuz ve otoriter ebeveynin en spesifik özelliği “ödül ve ceza” dır. Çocuk ebeveynin doğru kabul ettiği şekilde hareket ederse ödül, etmezse ceza alacaktır. Burada da bir sistemin varlığından ve hiyerarşinin getirdiği bir itaat etme durumundan bahsetmek mümkündür. Çocuk temel ihtiyaçlarını(barınma&yiyecek), aileye dahil olma ihtiyacını ve sevgi ihtiyacını ancak ona sunulan –yaptırım ile uygulanan da diyebiliriz- “doğru” ları uygulayarak kazanacaktır. Bu disiplin ile yetişen çocukların, yetişkin birey olduklarında itaat eğilimlerinin ne kadar yüksek olacağı açıktır. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi otoriter aile yapısı ile yetişen bireyler itaat etme davranışını bir ritüel edindiklerinden dolayı çok daha kolay boyun eğmektedirler. O halde karşımızdaki insanı&toplumu cezalandıracağımızı ve grubun dışına iteceğimizi ifade etmek boyun eğdirmenin taktiklerinden bir diğeridir.

   Grubun dışına itileceği derken neyi kastediyoruz? Birey dahil olduğu grup ile toplum içerisinde bir statü sahibi olduğunu hisseder ve bu grup ona kazanç sağlar. Siyasette de olduğu gibi, herhangi bir siyasi partiyi savunan ve ona oy veren birey, siyasi partinin tüm ideolojisini kabul ediyor demek değildir. O iktidar ile kendi için sağlayacağı kaynak kişiyi bu davranışa itmiştir. Buradaki davranış politik bir bakış açısı ile gösterilen itaat etme davranışı olarak tanımlanabilir.  Bu açıdan bakıldığında ise karşımızdaki bireyi&toplumu itaat ettirmek için onlara gelecek vaat ederek, onların bireysel çalışmaları ile kazanamayacakları kaynakları sağlayabileceğinizi söylemek de bir başka itaat ettirme tekniği olarak önümüze çıkmaktadır. 

   İtaat eden taraf, bir bakıma özgürlüğünü bir başkasının insiyatifine teslim etmiş demektir. Bahsettiğimiz gibi çocukluktan itibaren edinilen deneyimler insanların ileriki yaşlarında özgür bir birey mi yoksa tutsak bir birey mi olacağını belirlemektedir. Uğruna savaş verilen “özgürlük” tabiri her birey için farklı anlam taşımaktadır. Bazı insanlar –boyun eğen taraftakiler- özgürlüğü bir başkasının hayatı ve bir başkasının kanaati üzerine yorumlarken, bazı bireyler de koşulsuz özgür irade olarak algılayıp attığı adımın getirdiği sorumlulukları üstlenebilmektedir. Burada da yine insanların arasında yetiştirilme biçimlerinden kaynaklanan bireysel farklılıklar söz konusu olmaktadır. Konu ile ilgili Brezilyalı filozof Freire’ nin tabiri çok da uygun olsa gerek: Ezilenlerin, uğruna mücadele ettikleri özgürlük sadece aç kalmama özgürlüğü değil, yaratma ve kurma özgürlüğü, şaşabilme ve göze alabilme özgürlüğü. Böyle bir özgürlüğü tatmak için etkin ve sorumlu bir birey olmak gerekir; tutsak ya da çarkın iyi yağlanmış bir dişlisi olan birey değil. Ezilenleri mahvetmiş olan şey zaten, durumlarının onları nesnelere indirgemiş olmasıdır. İnsanlıklarını yeniden kazanmak için, nesne olmaktan çıkıp insan olarak dövüşmelidirler. Bu radikal bir görevdir. Mücadeleye nesne olarak girip de sonradan insan haline gelemezler (Freire, 2003,s. 46).”

H.Mert ÖZAYDIN

Uzman Psikolog

www.mertozaydin.com

www.mutluyasam.org