Blog

İNSAN DOĞASININ ONLİNE HAYAT İLE SAVAŞIMI

blog post

İNSAN DOĞASININ ONLİNE HAYAT İLE SAVAŞIMI

   Her sabah yeni bir güne uyanırız, nefes alırız, yapmamız gerekenleri yerine getirmek için enerjimizi toplayıp yola koyuluruz. Her gün tekrardan akşam olur ve biz yeni güne uyanmak için sabahı bekleriz. Bu bizim yaşadığımız gerçek hayattır; fakat bunun dışında içinde yaşadığımız bir dünya daha mevcut: Online hayat.  Gerçek hayat ile online hayat arasında bazı önemli farklar vardır. Bu farklardan en önemlisi gerçek hayatta bizi kontrol eden, davranışlarımızı belirlememizde etkili olan normlar, kurallar, ön yargılar, kişisel farklılıklar mevcutken; online hayatta bu kuralların mevcut olmamasıdır. Sınırları olmayan, gerçeği rahatlıkla yadsıyabilen, kimlikleri değiştirebilen, parmaklarımızın ucunda bulunan, sadece wi-fi bağlantısı ile her an yanımızda bulunan mobil cihazlarımızla bağlanabildiğimiz bir alandır online dünya. 

 

 
   Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus; pragmatist yaklaşım ile bakabilmektir. Tüm dünyayı cebimizde bulunan telefonlarımıza kadar getiren internet teknolojisini olabildiğince yararlı şekilde kullanabilmek ve bu yararlı kullanımı yaygınlaştırabilmektir. 
 
   Günümüzde online işlemler sayesinde; ticaret, reklam, kurumsal ağı hızlandıran iletişim sistemleri, bankacılık işlemleri, neredeyse her sahada alışveriş imkanı, anında bireysel iletişim ve sayamadığımız bir çok hizmet bizlere sunulmuştur. Fakat tüm bu imkanların yanı sıra; ülkemizde ve dünyamızda günden güne popüler olan sosyal ağ hizmetleri tüm diğer olanakların neredeyse önüne geçmiş ve kullanımı dünya üzerinde %70' leri bulmuştur. 
 
   Sosyal ağlar tahmin edilebileceği üzere genç yetişkinler (18-29 yaş) ve orta yaşlılar (30-49 yaş) tarafından en yüksek oranda kullanılmaktadır. Sosyal ağlar birçok alanda fayda sağladığı gibi farkında olmadan bizleri bazı noktalarda kısıtlamakta ve değiştirmektedir.
 
   Online dünyada kullanılan "Paylaşım" ve "Beğeni" kavramları çok kısa sürede herkesin zihninde yer etmiş ve aktif olarak kullanılmaya başlanmıştır. Fakat bunun gerçek dünyada kullanımı ile online dünyada kullanımı arasında belirgin bir fark mevcuttur. Gerçekten bir bireyin başka bir birey ile düşünce, görüş, eylem, duygu gibi kavramları istişare etmesi durumu paylaşım anlamına gelmekteyken; sosyal ağlarda resimlerin, videoların, söz ve yazıların profillere yüklenmesi ve arkadaş listelerindeki kişilerin huzuruna çıkarması anlamına gelmektedir. Yine aynı şekilde "Beğeni" ifadesi gerçek dünyada bir kişi, durum, eylem, görsellik vs. nin kişinin kendi arkaplanı ile ortak payda edinmesi halinde ifade ettiği durumdur. Online tarafa bakacak olursak çoğu zaman "Beğeni" kavramı bireylerin gerçek olmayan dünyalarında iletişim kanalı pozisyonuna gelmiştir. Sosyal ağ platformları bizi konuşmamaya itmiş ve klavyemize bile dokunarak birkaç kelime yazmamızı istememektedir. Sadece tek bir fare dokunuşu çoğu zaman birçok ifadenin yerini tutabilmektedir. 
 
   Mobil cihazlarımızla eriştiğimiz online dünyadaki kullanım; görüldüğü üzere en basitinden gündelik hayatta kullandığımız sözcüklere bile farklı anlamlar yüklemektedir. Kaldı ki -yan etki- olarak sayabileceğimiz durumlardan neredeyse en masumu bu bahsettiğimiz sözcüklerdeki anlam değişikliğidir. Neredeyse dünyanın 4' te 3'üne hakim olan bu online dünya bir çok provakasyon için çok uygun bir zemin hazırlamaktadır. Gerek gündem değiştirmede, gerek zihinleri oyalamada, gerekse çeşitli aplikasyonlar ve yönlendirmeler ile bireyleri rahatlıkla etkisi altına alarak bağımlı hale getirebilmektedir. Toplum içerisinde meydana gelen ve dikkat çeken olayların, prostesto aracı olarak sosyal ağlar aktif bir şekilde kullanılmakta ve bu eylemler çoğu zaman; bir devlet dairesine ulaştırılan imzalı dilekçeler kadar mühim noktalara gelmiş ve çeşitli resmi kurum ve kuruluşlar tarafından açıklamalar  yapılmasına ve daha duyarlı olunmasına zemin hazırlamıştır. 
 
   Yine sosyal ağlarda sıkça kullanılan "Yer bildirimi" uygulaması da yaygın olarak kullanılmaktadır. Sosyal ağ yöneticileri; bu uygulamayı kullanan bireylerin, dünya üzerindeki birçok lokasyon hareketini rahatlıkla gözlemleyebilmekte, toplumların yapısı hakkında çıkarımlarda bulunabilmekte, dünya üzerindeki göç akışını izleyebilmektedir. Kullandığımız akıllı telefonlarda farkında olmadan aktif hale getirdiğimiz "Konum Ayarları" sayesinde bizim kontrolümüzün dışında dahi sosyal ağlardaki profillerimizde, o an nerede olduğumuzun kaydı bulunabilmektedir. Dünya üzerinde böyle bir dataya ulaşabilmek farklı yollarda neredeyse imkansızdır. Mükemmel bir sistem ile hayatımıza giren uygulamalar çeşitli mekanizmalar tarafından oluşturulmakta, kontrol edilmekte ve kullanıcıları tarafından sosyal ortamlarda arkadaş edinme, beğeni sağlama, paylaşımda bulunma gibi plasebotik işlevler ile hayatlarımıza enjekte edilmiştir. 
 
   Global anlamda bu ve benzeri etkileri mevcut olan online dünyanın psikolojik olarak da etkileri şiddetli derecede fazladır. Yakın zamanda Amerikan Psikiyatri Birliğinin yayımladığı bir makalede; "Selfie" ya da "Özçekim" aktivitesinin psikolojik bazı patolojilere işaret ettiği kanıtlanmıştı. Fakat bu açıklama çok ciddi önem taşıyor olsa da gündemdeki yeri çok kısa ve etkisiz olmuştur. Selfie uygulaması hızla artmış ve online dünyada yaş ortalaması tanımaksızın neredeyse tüm kullanıcılar tarafından hayata geçirilmiştir. Hatta dünya üzerinde popüler sanatçılardan bazıları, aylarca çektikleri selfie pozlarını baskılı materyal haline getirip hayranları için bir kitap ortaya çıkarma planlarına gitmişlerdir. 
 
   Ergenlik dönemindeki bireyler nasıl ki onay görmek ve bir gruba ait olmak ihityacını giderebilmek için ortamdaki popüler davranış ve alışkanlıkları edinme taraftarıdır. Gündeme bakılacak olursa mantık çok da farklı görünmüyor. Ait olmak ve kabul görmek adına ortaya çıkan uygulamalar, sosyal ağlarda çok hızlı ve yaygın bir biçimde bireylere empoze edilebiliyor. Bu durumu en açık şekilde yakın tarihte ve hala gündemde olan ve ciddi bir patoloji olan ALS (Amiyotrofik Lateral Skleroz) tanısı ile ilgili olarak başlatılan kampanya kısa sürede yaygınlaşmıştır. Fakat yine çok kısa sürede yola çıkış noktası unutulmuş ve az önce bahsini ettiğimiz ait olmak ve kabul görmek ihtiyaçlarımızın malzemesi haline getirilmiştir. Bu durum sosyal ortamlardaki duyarlılık derecesinin ciddiyetini gözler önüne seren açık seçik bir örnektir. 
 
   Online dünya; günden güne insanlığı yalnızlığa, tek başınalığa, konuşmamaya ve hissetmemeye sürüklemektedir. Amaçlarından sapan kullanım sonucunda bireyler üzerinde yaşadığımız gerçek hayata ait olan dünyayı, uzayı ve tüm evreni malesef ve malesef küçük ekranlar olarak algılamaktadırlar. İnsan ırkının doğasına aykırı bir yaşam tarzı oluşturulmuş ve bu yaşam tarzı sonucunda ciddi patolojiler doğmuştur. Günümüzde bakıldığında ciddi oranda boşanma davaları, cinayetler, madde bağımlılığı, taciz ve tecavüz vakaları, depresif kişilikler ve mutsuz insanlar çoğalmaktadır. Mevcut sistem değişmediği müddetçe bahsi geçen patolojilerin sıklığı ve çeşitliliği artacak ve yine toplumlar antidepresan ilaçların bağımlısı olarak yaşamaya devam edeceklerdir.
 
   Unutmayınız ki; sosyal ağlar ile iletişim arttıkça bireyler ve toplumlar arası gerçek dünyalar yok olmaya mahkum olacaktır. Bireyler toplum içerisinde kendilerini kamufle etmeyi tercih edip,online dünyalarda kendilerini var etmeyi tercih etmektedirler. Bu durum asosyalizasyona sebep olmakta ve önemli iletişim kanallarımız olan sözlü iletişim,beden dili iletişimi, duygu aktarımı gibi noktalarda farkında olmasak da bizleri kısırlaştırmaktadır. Günümüzde duygularını ifade edemeyen topluluklar yetiştiriyoruz ve yavaş yavaş değerlerimizi kaybediyoruz. iletişimleri zayıf olan ve duygularını hissetmeyen-hissettiremeyen bireyler, online dünyalarda kurduklarını sandıkları iletişimleri ile gerçek dünyada büyük problemler yaşamaktadırlar. 
 
   Online dünya sağlayıcı araçlar (telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve tüm mobil cihazlar) nedeni ile insan ırkı, doğasından uzak tutulmakta ve sözüm ona modern toplumlar haline getirilmektedir. Ciddi bir toplumsal kaosun çok yakında bizleri beklemekte olduğunu hatırlayınız. İlk fırsatta ayaklarınızı toprağa basabilmeniz, toprak kokusunu içinize çekebilmeniz, gökyüzündeki güzellikleri farkedebilmeniz ve insanoğlunun gerçek dünyası olan doğaya hak ettiği saygıyı göstererek onun bizlere sunduğu sonsuz güzelliği fark edebilmeniz dileklerimle.
 
 
H. Mert ÖZAYDIN
Uzman Psikolog